seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2012 Pazartesi

Guzel Siena


Gectigimiz cumartesi oglene dogruydu, madem yakiniz bir gorelim o zaman diyerek atladik otobuse , Siena'ya gittik. Guzel Siena'ya.


Floransa'dan gitmek icin otobus daha avantajliymis, oyle okuduk. Trene gore daha merkezi imis duragi.
Otobuste kisaca okuduk, neymis ne degilmis.
Sehrin ortasinda, eski sehir olarak da anilan bolge, iste butun bu gordugunuz nefis evlerin oldugu bolge, surlarla cevrilmis zamaninda. Medici'ler tarafindan, o guzel renkli kirmizi toprak taslarla. Sanirim bu renge de adini vermis Siena.


Bahar da geldi buralara, hava hala hafif serin ruzgarli olsa da, gunes en az cicek acmis bu agac kadar nefis!


Biraz yuruyunce her yol sizi buraya cikaracaktir illa ki. Burasi guzel mi guzel Piazza del Campo , diger bir deyisle Campo meydani.
Guzel de bir kule var orada, fakat bizim yarim gunumuz oldugundan ne kuleye cikmak ne de muzeleri gezmek icin vaktimiz yoktu.


Hava da boyle guzelken, sokaklarda basibos yurumeyi daha keyifli bulduk :)
Sokaklar da boyle guzelken!


Irili ufakli tepelerin uzerine kurulmus bu sehri birkac saat yuruyunce tabii ki meydanda , gunes hala isitiyorken bir italyan birasi esliginde dinlenmek kacinilmazdi!


Olur da buraya gelmeyi planlarsaniz, mumkun olabiliyorsa Palio festivaline denk getirin diyorlar.
Benden soylemesi!


29 Şubat 2012 Çarşamba

Bir haftasonu kacamagi olarak Lecco


Gectigimiz haftasonu onceden planlanmis bir Torino ziyareti oncesine, son anda bir mola ekledik ve Como golunu gormeye karar verdik. Yolu cok uzatmamak adina golun en guney noktalarindan biri olan Lecco'yu sectik. Aksamustu vardigimizda karsimiza cikan soyle bir manzaraydi.

Onceden planlanmis bir gezi olmadigindan nerede yemek yiyecegimizi bu sefer tripadvisor'a sorduk. Iyi ki de sormusuz. Calisanlar ingilizce bilmiyorlar ancak kisitli italyancamiz ve cep telefonu sayesinde nefis yemekler siparis etmeyi basardik! Simdiye kadar Italya'da yedigim en guzel yemeklerden birini yemis oldum da diyebilirim.

Sabah kalktigimizda ise soyle bir gune uyanmistik.

Ve hemen sonra Torino'ya gitmek uzere yola ciktik. Sonrasinda bizi bol sohbetli,neseli,rakili,mezeli bir haftasonu bekliyordu. Cok ozledigimiz arkadaslarimizla nefis bir haftasonu gecirdik.
Buradan ev sahipligi icin Ozge'ye tesekkur ederken, Tugba 'ya da yolun acik olsun demek isteriz.
Merakla maceralarini dinlemeyi/okumayi bekliyoruz :)

Son olarak :
Lecco'ya yolunuz duserse diye,
Kalinacak yer: Hotel Griso
Butun odalari gol manzarali ve manzaraya karsi kocaman teraslar var.Mumkunse en ust katlardan oda ayirtmaya bakin.

Yemek yenilecek yer: Borgo Scacciaventi
Belki yaz aylarinda rezervasyon yaptirmak gerekebilir.
Sarap menuleri oldukca zengin. 3 cesit bruschetta da mutlaka denenmesi gerekenlerden.

Yapilacak aktivite: Sezonda gitmedigimiz icin yakalayamadik fakat buradan gol kenarindaki diger ilcelere vapur seferleri oluyormus. Hava guzelse cok keyifli olabilir.

Como golunu kime soylesem ilk duydugum George Clooney'nin orada evi oldugu idi, fakat evi satmis diye duyduk! Dogru mu bilemem.
Fakat bildigim bir sey var ki, o da bir Como ziyaretinin daha sirada oldugudur. Bu manzaraya bir seferle doyulmaz!

22 Şubat 2012 Çarşamba

Bir sehre alismak


Ya da alismaya calismak. 
Once bakkalin,manavin yerini ogrenmek, 
Sonra her gun capi biraz daha genisletmek, 
Ya da bazen adrese bakmadan sokaklari yurumek, 
(sehri ogrenmek icin yurumek ve kaybolmak gerek!) 
Gidilen her yeni noktadan eve donebilmeyi becermek, 
Ustelik eve her seferinde degisik bir yoldan donmek. 
Copler nereye atilir,posta kutusu nerededir diye bakinmak, 
Hangi firinin ekmeginin daha guzel oldugunu kesfetmek, 
 Ilk birkac sabah uyandiginda nerede oldugunu dusunmek demek biraz. 

 Eh biz de oldukca alistik gecen 2 haftada, artik gorduklerimizi yazmak gerek. 

 Sokaklarini yurumekten simdilik cok zevk aldigim Floransa'dan sevgiler :)

8 Şubat 2012 Çarşamba

Yeni ev, Yeni Sans

Gectigimiz 15 gun icinde 2 ulke,5 sehir dolastiktan sonra yeni evimize geldik sonunda. Nasil gelebildigimize ise sasirmis durumdayiz. Stamford-Philadelphia arasi arabamizla yolda kaldik,yillardir yagmayan kar Izmir'e yagdiginda havaalaninda 7-8 saat gecirmis olduk, diger sehirlerde de hayat pek kolay olmadi. En son Roma-Floransa arasi arabayla gelirken gps'imiz hizimiza dayanamayip bir anda bir daha acilmamak uzere kapandi. Butun bunlara ragmen, yeni evimize gelmeyi basardik! Yol uzerinde hayatimizi ozetleyen bir diyalog da yasandi. Istanbul'dan Italya'ya gelmek uzere ucaga binmeden hemen once check-in yaptirirken, gisedeki kadin "goruyorum ki internetten bagajlariniz icin fazla kilo almissiniz, hayirdir ev mi tasiyorsunuz?" diye sorma gafletinde bulunmustu ki, ikimiz ayni anda "evet" deyiverdik. Once dalga gectigimizi sandi,sonra da karsilikli gulustuk. Hayatimizi anlattiktan sonra pek de anlam veremedi saniyorum bu duruma :) Evimizi tasidigimiz bu sehir ise cok heyecan verici bizim icin. Hep merak ettigimiz bir yerde,kisa bir sure de olsa yasama sansimiz olacak. Henuz yerleseli birkac gun oldu ve simdilik buralar cok soguk. Fakat en kisa zamanda detaylarla ilgili cok sayida yazi yazacagimi tahmin ediyorum. Simdilik ciao!

11 Ocak 2012 Çarşamba

Eyooo herkes bana baksin, en birinci ben oldum!

Yaklasik bir yil once cok sevgili arkadaslarim (GON Cizgi Roman, reklam da yapayim) Istanbul ziyaretimiz sirasinda cok sevdigim bir minik adamin minicik bir figurunu hediye etmislerdi. Malum gocebe oldugumuzdan, yanimizda bir ihtiyaca hizmet etmeyen hicbirsey tasiyamadigimizdan, bu minik adamin boylesine minik olmasi, yanimizda bizimle gezebilecek ve manevi degeri olan birsey olmasi mutlu etmisti bizi. Ustelik bu sey Firat ise daha da keyifliydi! Eneee demeden bakamiyorduk ona :) Havaalaninda kutusundan cikinca resmen can geldi bu keltos oglana. Sonrasi , yaklasik bir yillik bir macera. Nereye gitsek ya cepte ya cantada geldi bizimle. Seyahatlerde arabanin onunde yerini aldi hemen. Muzelerde gezdik,parklarda,kumsallarda guneslendik,Zucotti parkta eylem bile yaptik beraber.Cok cesitli yemekler yedirmeye calistiysak da salcali ekmeginden bikmadi hic!
Gectigimiz hafta o da bizimle birlikte Istanbul'a gelmisti. Ustelik bu sefer muhim bir ziyaret de yaptik ve Uykusuz'a gittik. Ugur Gursoy'la ayni karede de bulustular en sonunda.
Sonrasi tabii ki buyuk yilbasi yemeginde o da masadaki yerini aldi. Zaten ne olduysa o gece oldu! Hepimiz cok keyifliydik, Firat da herkes tarafindan cok seviliyordu. O da mutfakta cam kenarindan bizi izliyordu.
Gece cok gec yatildi,sabah cok erken kalkildi ve ucaga yetismek uzere yollara dusuldu. Tam ucaga binecekken soyle dedim ; "Saliiiih, cocugu evde unuttuk!" Evet Firat hala cam kenarindan bakiyordu,muhtemelen arkamizdan da "ne bicim de unutup gittiler beni" demisti! Bizden sonra onu goren kardesim kendisine sahip cikmis ,onu yanina almis. Hep beraber Ankara'ya donmusler. Simdi kardesim ve kuzenlerimle geziyor,ders calisiyor,teyzemin ve anneannemin yemeklerinden yiyor,ders calisiyor,arada skype'ta goruyorum onu,fotograflarini gonderiyorlar. Bir sure onlarla kalacak,sonra yine kavusacagiz :)
Bir senede cok alismisim hep cantamda olmasina,simdilik aklima geldikce fotograflarimiza bakiyorum. Siz de bakin istedim. Yenir ki o!

22 Eylül 2011 Perşembe

Dominik Cumhuriyeti'nde,

 -rengarenk evlere,
-yemyesil dogaya,
-beyaz sahillere,
-denizin mavisine,
-kakao ve kahve cekirdeklerini agac dalinda gormeye,
-ucsuz bucaksiz ormanlarina,
-kibar ve guler yuzlu insanlarina,
-ve birbirimize bir kez daha
asik olup evimize donduk!

17 Temmuz 2011 Pazar

Ev nedir?



Ev nedir, neye denir?
Birkac gun once kendi adimiza yerlesik duzene bir son vermis bulunuyoruz :)
Bir sene once tuttugumuz evden ,tam da girdigimiz tarihten 365 gun sonra tasindik. Tasindik derken, bir yerden bir baska yere degil de, bir yerden hicbir yere seklinde oldu bu! Ufak bir depoda duran birkac esya haricinde birsey birakmadik Ingiltere'de. Bundan sonra ultra-ozgur bir sekilde, 1er valiz/1er el bagaji ile yolumuza devam ediyoruz, kaplumbaga misali.
Her ne kadar gecici de olsa 4 ay kaldigimiz evlere bile ne kadar yerlesebildigimizi gordukce, bir evde uzun yillar gecirme fikri korkunc gelmeye basliyor. Cunku insan, cok kisa bir surede esyalarini oraya buraya doldurarak o eve yerlesiyor. Bir yeri ev yapan belki de budur, kim bilir?
Koltuklarin yerini mi degistirsek demeye kalmadan tasiniyoruz simdilik, bakalim bu yeni yasam sekliyle neler ogrenicez :)

16 Mart 2011 Çarşamba

insan kus misali

Yolculuk aslinda uyumak,film izlemek,kitap okumak gibi yapmaktan her zaman keyif alacagim aktiviteler icin en ideal zamandir.Bu yuzden de cok severim. Sevmeye de devam etmek istiyorum.

Fakat ilk uzun sureli ucak yolculugumda (8 saat idi) saglam binip hasta inmis biri olarak ve de son zamanlarda cok sayida uzun yolculuklari tecrube ettigimden kendim icin aldigim notlari sizinle de paylasmak isterim.

-yanina ne alacaksan al ya valizinde ya da sirt cantanda olsun. elinde kolunda sarkanlar daha binmeden seni yorar. ve mumkunse ucak icine gereksiz fazla esya alma.
*Yaninda mutlaka olmasi gerekenler (bazi ucaklarda temin ediliyor ancak her ihtimale karsi) ;
--mutlaka okuyacak birkac kitap-dergi (fazla da alip hamallik etme)
--seker,biskuvi vb. yiyecekler , hem seni oyalar hem de dagitilan yemekeri yiyememen durumunda seni ac kalmaktan kurtarir.
--mutlaka bir agri kesici,dudak koruyucu krem,dis fircasi ve macun.
--gerek duyuluyorsa boyun ve bel icin yastik.
--uzerine ortebilecegin sal veya hirka
--kendi kulakliklarin
--muzik dinleyip,film izleyebilecegin bir cihaz.

*yolculukltan once mumkun oldugunca uykusuz kalmaya calis ki yolda uyuyabilesin. ya da normalden fazla spor yap, temizlik yap, ucaga bindiginde uyuyacak kadar yorgun ol, dozunu da iyi ayarla ki hasta olmayasin!
*mumkun oldugunca rahat seyler giymeye calis
*seviyorsan yemekle birlikte 1-2 kadeh icki ic
*uyanik oldugunda ara ara ufak yuruyusler yaparak kolunu,bacagini koltugun seklini almaktan kurtar, elini yuzunu yika.


geriye kalan yakininda aglayacak bir cocuk olmamasi , hatta hemen yan koltukta oturan kimse olmamasi icin dua etmek.

hadi hayirli yolculuk!

15 Şubat 2011 Salı

Macera dolu Amerikaaaa! 1.bolum

Leylegi havada goren degil, son zamanlarda leylegin bizzat kendisi olan kendim ve sevgili kocam ve golgelerin gucu adina, merhaba ! :)

21 Ocak'ta kralicenin topraklarindan ayrilmis, Amerika'ya dogru havalanmis idik. Bu benim ucakla en uzun surecek ilk yolculugum olacakti, oldu. Oldu da, basinctan midir, keci virusunden midir bilmiyorum, saglam bindigim ucaktan baya bi yamulmus olarak indim. 8 saat bana fazla bile gelmisti. Salih'in sirket toplantisi geregi once Baltimore'a gittik.
Hava bir kis gunu olmasi gerektigi kadar soguk fakat karsiz,ruzgarsizdi , gayet guzel denebilirdi yani. Otele yerlestik ve ertesi gun , tabii ki ilk jetlagimin sayesinde sabahin 5inde uyanarak Baltimore'un gun dogumunu izleyebildim.






O gun Baltimore'u gorme sansimiz da oldu. Cok soguk olmasina ragmen, liman bolgesini gorebildik. Oldukca sakin, deniz manzarasi, limani,marinasi ile guzel bir sehir. Ozellikle deniz mahsulleri ve meshur crab cake'i ile de midemizi ve gonlumuzu fethetti. Baltimore'un da icinde bulundugu Maryland ve Virginia'da avlanan blue crab adinda sirin mi sirin bir yengec cesidi var ki ondan yapilan herseyin lezzetli oldugu soyleniyor :) Ayni zamanda crab chowder da lezzet harikasi olup kisin icinizi isitabilir.



Ne var ki, ilk gunun aksaminda iyice viruse teslim olmam yuzunden , Baltimore'daki kalan gunlerimizi ben otel odasinda dinlenerek, Salih de toplantilari bittikce hasta bakarak gecirdik. "Neyse ki seneye kongre yine burada olacak" diyerek yemedigimiz yemekleri bir sonraki ziyaretimize biraktik.

Otelde birkac gun dinlendikten sonra baya toparlanmistim. Fakat kac gundur yatmis olmanin verdigi bir sersemlik de vardi uzerimde. Ve bizim oradan ayrilacagimiz son gun sabah hava daha bir sogudu ve cilginca kar yagmaya basladi. Planimiz kiraladigimiz arabayla Stamford'a gidip kalacagimiz evi gorup, esyalarimizi birakmak, vakit kalirsa bir gun de New York'u gezmekti.Daha sonra Baltimore uzerinden tekrar Londra'ya donup 4 gun kalacaktik. Ve sonra tekrar Amerika.
Fakat isler oyle olmadi. Biz havaya inat pek buyuk bir keyifle ve nese icinde aksam uzeri 5 gibi yola ciktik. Kar yagiyordu ve biraz biraz tutmustu da ama trafigi aksatacak kadar degildi. Ne var ki yolda ilerledikce kar ve ruzgarin siddeti artmaya basladi. Hava da coktan kararmisti. Hiz siniri tabelalari 30 mili gosteriyor, biz 20 mille anca gidebiliyorduk. Ya da kayabiliyorduk demeliyim. Bir sure cabaladik, cunku hava durumunda gece 2de kar yagisinin duracagini soylemislerdi. Fakat artik iyice onumuzu goremez hale geldigimizde farkettik ki kenarda mecburi duraklama yapan araclar da artmaya basladi. Otobandan iceri dogru girerek bir otele siginmaya calistik fakat yer yoktu. Neyse ki ikinci denemede Philadelphia'da Mount Laurel adinda, daha once adini hic duymadigimiz bir yerlerde otelde yer bulduk ve oraya sigindik. En azindan yol stresimiz kalmamisti. Ertesi gun oglen yakin cevreyi gezmeye diye cikip da "aaa yollar baya acilmis, kar da yok, hadi esyalari birakip donelim" diyerek eve gidisimiz de pek bir delilik oldu. Ama guzel oldu. Valizlerimizden kurtulmus bir sekilde, o geceyi de Mt. Laurel'de gecirerek ertesi gun Baltimore'a , oradan da Londra'ya gittik.



10 gun icinde 3 kez okyanus otesi ucus yapmamiz,karda tipide mahsur kalmamiz,benim hastaligim derken Amerika'yla bu ilk tanismamizda Rafet El Roman'in kulaklarini da cokca cinlattik.
Macera dolu Amerikaaaaa!