yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2011 Çarşamba

insan kus misali

Yolculuk aslinda uyumak,film izlemek,kitap okumak gibi yapmaktan her zaman keyif alacagim aktiviteler icin en ideal zamandir.Bu yuzden de cok severim. Sevmeye de devam etmek istiyorum.

Fakat ilk uzun sureli ucak yolculugumda (8 saat idi) saglam binip hasta inmis biri olarak ve de son zamanlarda cok sayida uzun yolculuklari tecrube ettigimden kendim icin aldigim notlari sizinle de paylasmak isterim.

-yanina ne alacaksan al ya valizinde ya da sirt cantanda olsun. elinde kolunda sarkanlar daha binmeden seni yorar. ve mumkunse ucak icine gereksiz fazla esya alma.
*Yaninda mutlaka olmasi gerekenler (bazi ucaklarda temin ediliyor ancak her ihtimale karsi) ;
--mutlaka okuyacak birkac kitap-dergi (fazla da alip hamallik etme)
--seker,biskuvi vb. yiyecekler , hem seni oyalar hem de dagitilan yemekeri yiyememen durumunda seni ac kalmaktan kurtarir.
--mutlaka bir agri kesici,dudak koruyucu krem,dis fircasi ve macun.
--gerek duyuluyorsa boyun ve bel icin yastik.
--uzerine ortebilecegin sal veya hirka
--kendi kulakliklarin
--muzik dinleyip,film izleyebilecegin bir cihaz.

*yolculukltan once mumkun oldugunca uykusuz kalmaya calis ki yolda uyuyabilesin. ya da normalden fazla spor yap, temizlik yap, ucaga bindiginde uyuyacak kadar yorgun ol, dozunu da iyi ayarla ki hasta olmayasin!
*mumkun oldugunca rahat seyler giymeye calis
*seviyorsan yemekle birlikte 1-2 kadeh icki ic
*uyanik oldugunda ara ara ufak yuruyusler yaparak kolunu,bacagini koltugun seklini almaktan kurtar, elini yuzunu yika.


geriye kalan yakininda aglayacak bir cocuk olmamasi , hatta hemen yan koltukta oturan kimse olmamasi icin dua etmek.

hadi hayirli yolculuk!

15 Şubat 2011 Salı

Macera dolu Amerikaaaa! 1.bolum

Leylegi havada goren degil, son zamanlarda leylegin bizzat kendisi olan kendim ve sevgili kocam ve golgelerin gucu adina, merhaba ! :)

21 Ocak'ta kralicenin topraklarindan ayrilmis, Amerika'ya dogru havalanmis idik. Bu benim ucakla en uzun surecek ilk yolculugum olacakti, oldu. Oldu da, basinctan midir, keci virusunden midir bilmiyorum, saglam bindigim ucaktan baya bi yamulmus olarak indim. 8 saat bana fazla bile gelmisti. Salih'in sirket toplantisi geregi once Baltimore'a gittik.
Hava bir kis gunu olmasi gerektigi kadar soguk fakat karsiz,ruzgarsizdi , gayet guzel denebilirdi yani. Otele yerlestik ve ertesi gun , tabii ki ilk jetlagimin sayesinde sabahin 5inde uyanarak Baltimore'un gun dogumunu izleyebildim.






O gun Baltimore'u gorme sansimiz da oldu. Cok soguk olmasina ragmen, liman bolgesini gorebildik. Oldukca sakin, deniz manzarasi, limani,marinasi ile guzel bir sehir. Ozellikle deniz mahsulleri ve meshur crab cake'i ile de midemizi ve gonlumuzu fethetti. Baltimore'un da icinde bulundugu Maryland ve Virginia'da avlanan blue crab adinda sirin mi sirin bir yengec cesidi var ki ondan yapilan herseyin lezzetli oldugu soyleniyor :) Ayni zamanda crab chowder da lezzet harikasi olup kisin icinizi isitabilir.



Ne var ki, ilk gunun aksaminda iyice viruse teslim olmam yuzunden , Baltimore'daki kalan gunlerimizi ben otel odasinda dinlenerek, Salih de toplantilari bittikce hasta bakarak gecirdik. "Neyse ki seneye kongre yine burada olacak" diyerek yemedigimiz yemekleri bir sonraki ziyaretimize biraktik.

Otelde birkac gun dinlendikten sonra baya toparlanmistim. Fakat kac gundur yatmis olmanin verdigi bir sersemlik de vardi uzerimde. Ve bizim oradan ayrilacagimiz son gun sabah hava daha bir sogudu ve cilginca kar yagmaya basladi. Planimiz kiraladigimiz arabayla Stamford'a gidip kalacagimiz evi gorup, esyalarimizi birakmak, vakit kalirsa bir gun de New York'u gezmekti.Daha sonra Baltimore uzerinden tekrar Londra'ya donup 4 gun kalacaktik. Ve sonra tekrar Amerika.
Fakat isler oyle olmadi. Biz havaya inat pek buyuk bir keyifle ve nese icinde aksam uzeri 5 gibi yola ciktik. Kar yagiyordu ve biraz biraz tutmustu da ama trafigi aksatacak kadar degildi. Ne var ki yolda ilerledikce kar ve ruzgarin siddeti artmaya basladi. Hava da coktan kararmisti. Hiz siniri tabelalari 30 mili gosteriyor, biz 20 mille anca gidebiliyorduk. Ya da kayabiliyorduk demeliyim. Bir sure cabaladik, cunku hava durumunda gece 2de kar yagisinin duracagini soylemislerdi. Fakat artik iyice onumuzu goremez hale geldigimizde farkettik ki kenarda mecburi duraklama yapan araclar da artmaya basladi. Otobandan iceri dogru girerek bir otele siginmaya calistik fakat yer yoktu. Neyse ki ikinci denemede Philadelphia'da Mount Laurel adinda, daha once adini hic duymadigimiz bir yerlerde otelde yer bulduk ve oraya sigindik. En azindan yol stresimiz kalmamisti. Ertesi gun oglen yakin cevreyi gezmeye diye cikip da "aaa yollar baya acilmis, kar da yok, hadi esyalari birakip donelim" diyerek eve gidisimiz de pek bir delilik oldu. Ama guzel oldu. Valizlerimizden kurtulmus bir sekilde, o geceyi de Mt. Laurel'de gecirerek ertesi gun Baltimore'a , oradan da Londra'ya gittik.



10 gun icinde 3 kez okyanus otesi ucus yapmamiz,karda tipide mahsur kalmamiz,benim hastaligim derken Amerika'yla bu ilk tanismamizda Rafet El Roman'in kulaklarini da cokca cinlattik.
Macera dolu Amerikaaaaa!