4 Ağustos 2011 Perşembe

Orda bir kitlik var uzakta!



Uzun suredir buraya artik yeni meslegimle,yemekle ilgili de birseyler yazmak istiyorum. Denedigim,ogrendigim guzel tarifleri arkadaslarimla da paylasayim diyorum. Fakat bu aralar icimden gelmiyor. Cunku dunyanin bir kismi nasil daha guzelini yiyebileceginin,yedigi cok guzel yemekler yuzunden aldigi kilolari nasil verebileceginin derdindeyken,"cagimizin hastaligi obezite" iken , bir yerlerde onbinlerce cocuk yetersiz beslenme yuzunden can veriyor. Cozumsuz bir hastalik yuzunden degil, yetersiz beslenmeden.
Biliyorum dunya hicbir zaman adil olmadi. Ve yine biliyorum ki bu sadece bugunun isi degil. Ve yine, sunu da biliyorum ki cocuklar oluyor! Gormek, duymak istemesek de oluyorlar.
Birkac sms ile, ilgili kurumlara yapilan bagislar disinda elimizden birsey gelir mi bilmiyorum.
Sizin elinizden birsey geliyor mu , onu da bilmiyorum.
Bu durumun gereginden fazla sure cozumsuz kaldigindan midir, "ha evet Somali, cok fena" diyip saniyesinde unutuyoruz.Son 60 yilin en buyuk kitligi yasanirken ,bizim gundemimiz hep baska!
Bu yazinin sonunda maalesef hadi simdi sunu yapiyoruz da diyemiyorum. Muhtemelen bu yazi hicbir sey degistirmeyecek de.
Tek amacim, en azindan arkadaslarima bu insanlari bir kez daha hatirlatmak.
Belki birinizin bildigi birseyler vardir?
Ya da hep beraber dunyanin adil bir yer olmadigini bir kez daha hatirlamis oluruz.

17 Temmuz 2011 Pazar

Canimiz cekti , manti yaptik :)

Evimizi sirtimizda gezdirirken yanimiza aldigimiz esyalarda oldukca secici davranmamiz gerekiyor dogal olarak. Ve aslinda mutfakta kullanmak uzere neler neler almak isterken yanima,simdilik sadece 2 kisilik bakir cezve ve turk kahvesi tasiyoruz.
Zaman zaman da aklimiza hic olmadik yiyecekler geliyor, olsa da yesek diye. Kagit helvadan, simite, can erikten, Dost pidenin kusbasili/kasarlisina kadar. Neyse ki evimizin ascisi olarak bizzat kendim, malzemesini bulabildiklerimi evde yapiyorum, oyle avunuyoruz. (kagit helvayi nasil yapayim ama yeaa?!) Tabi evde bunlari yapabiliyor olmamda cok muthis becerikli olmamin yani sira, bircok markette satilan yunan(!) yiyeceklerinin de payi buyuk. En azindan bu sayede beyaz peynir, yogurt vs. bulabiliyoruz.
Market demisken , biz market alisverislerine lunaparka giden cocuklar gibi sen gidiyoruz. Yemek yapmayi ve yemeyi bu kadar seviyor olmamizi cok seviyorum! Dun yine boyle bir haftalik alisveris sirasinda, sevgili beyim S. "aksama manti yapalim mi?" dedi.
Her ne kadar kendisini , ben sana sonra pide yaparim, pizza yapsak mi, peynirli pogaca yapayim? seklinde kandirmaya calissam da , kararliydi. Aksama manti yenecekti!
Alisveris yapildi, eve gelindi. Ve aksam olmak uzereyken mutfaga gecildi. Daha once memleketten uzakta bircok defa manti yaptigim icin kendisinin hic suphesi yoktu yapilabilecegi konusunda. Fakat ben, anneannemin bana gonderdigi oklavayi Ingiltere'de biraktigimiz mutfak esyalarinin yaninda koliye koymustum. Ustelik bu sefer evde merdane bile yoktu. (idealim ise mantiyi makarna makinesinde acmakti, nerdeen nereye!)
Mutfaktaki esyalar soyle bir gozden gecirildikten sonra, iste bu balsamic sirke sisesi uygun goruldu.

Ve evet bir guzel actim hamuru, sevgilim de kiymalari koyup kapatti. Itiraf ediyorum, oklavayla actigim gibi olmadi , zaten bizim de gozumuz gormedi o kadarini.
Yuzlerimizde mantinin yarattigi gulumsemeyle bitirdik aksam yemegimizi.
Elimize saglik :)

Ev nedir?



Ev nedir, neye denir?
Birkac gun once kendi adimiza yerlesik duzene bir son vermis bulunuyoruz :)
Bir sene once tuttugumuz evden ,tam da girdigimiz tarihten 365 gun sonra tasindik. Tasindik derken, bir yerden bir baska yere degil de, bir yerden hicbir yere seklinde oldu bu! Ufak bir depoda duran birkac esya haricinde birsey birakmadik Ingiltere'de. Bundan sonra ultra-ozgur bir sekilde, 1er valiz/1er el bagaji ile yolumuza devam ediyoruz, kaplumbaga misali.
Her ne kadar gecici de olsa 4 ay kaldigimiz evlere bile ne kadar yerlesebildigimizi gordukce, bir evde uzun yillar gecirme fikri korkunc gelmeye basliyor. Cunku insan, cok kisa bir surede esyalarini oraya buraya doldurarak o eve yerlesiyor. Bir yeri ev yapan belki de budur, kim bilir?
Koltuklarin yerini mi degistirsek demeye kalmadan tasiniyoruz simdilik, bakalim bu yeni yasam sekliyle neler ogrenicez :)

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Ruzgarli sehir Chicago!



Bu hafta 4 Temmuz'un pazartesiye gelmesi vesilesiyle haftasonuyla birlestirilmis 4 gunluk bir bayram tatilimiz vardi :) Haftanin sonuyla,basiyla birlestirilip uzatilan tatillere aliskin bir neslin evlatlari olarak bu duruma cok sevindik tabi!
Bu durumu ve de sonunda yaz aylarinda oldugumuzu hissettiren sicak havayi da firsat bilip 2 gun Chicago'yu gezdik. Oldugumuz yere arabayla 1bucuk saatten biraz fazla suruyor olmasi gunubirlik ziyaretler icin de kolaylik sagladi.

Ilk gun , uzun suredir Turk yemegi yememis , kebaba hasret kalmis oldugumuzdan buldugumuz ilk Turk restaurantina (Cafe Orchid) attik kendimizi. Tabii ayran ve turk kahvesinin kalmamis olmasi, rakinin menude bile yer almamasi biraz hayal kirikligi yaratsa da ,neredeyse Turkiye'de yediklerimizin cogundan guzel olan adanalar geldiginde herseyi unutmustuk :)



Chicago ile ilgili ilk dikkatimizi ceken de trafik oldu aslinda. Sehrin girisinde tikanmis olan trafik , sehir icinde de bircok yerde yogundu. Sehrin gobeginde oldukca genis bir alan kaplayan parkin altini da komple otopark (millenium parking garage) yapmis olmalarini takdirle karsilayip arabadan hemen orada kurtulduk. Sehir ici ulasim rahat oldugundan (metro,bisiklet vs.) gezmek icin gelip de trafigi cekmek istemeyenler icin oldukca pratik bir cozum bu. Otopark fiyatlari ise Istanbul ayarinda.

Otoparktan cikista ilk gordugumuz Millenium Park oldu. Sehrin ortasinda , genis yesillik bir alan. Ve icinde oldukca buyuk sahneler var. (Zaten bircok konser, festival de burada gerceklesiyor.) Parkin acilisi 2004te yapilmis, dolayisiyla oldukca yeni ve de bakimli gorunuyor. Icinde bircok ilgi ceken alan var ,fakat sanirim en buyuk ilgiyi "The Bean" nam-i diger fasulye topluyor. :) Fasulye seklinde, sivi civadan esinlenerek paslanmaz celikten yapilmis bu heykel, sekli itibariyle parki, gokdelenleri ve gokyuzunu cok guzel yansitiyor. Insanlarin gelip bir de kendilerine buradan bakmalari, fotograf cektirmeleri klasik bir turistik faaliyet bile sayilabilir. Tam da boyle :)





Chicago'nun en sevdigimiz yani ise deniz denebilecek kadar buyuk,baktiginizda ucu bucagi gorunmeyen gole kiyisi olmasi, hem gokdelenleriyle, gorsel olarak cok modern bir sehir gorunumu cizmesi, hem o kadar beton ve demir yigininin arasinda bolca yesillik olmasi, ustune ustluk bi de bunlarin ortasindan nehir gecmesi!
Chicago ismini yabani sogan anlamina gelen "shikaakwa" dan almis. 1871'de cok buyuk bir yanginla sehrin 3te 1i yanmis ve bu yangin sonrasinda sehri bastan insa etmek durumunda kalmislar. Boylece ilk gokdeleni de 1885'te insa etmisler. Biz de nehirdeki bir tekne turuna katilarak butun bu guzelliklerin hepsini bir arada gorduk, iyice sevdik bu sehri. Bircok gokdelenin bir ozelligi,bir hikayesi var. Ayrica golde biraz acilip sehre uzaktan bakmak da oldukca guzel. Bir kez daha anliyoruz ki, bir sehrin suya kiyisi olmasi o sehri yasanabilir bir yer haline getiriyor. Aksi halde o kadar cok bina varken, sehrin yine de ferah olmasi mumkun olmazdi.





Ikinci gidisimizde bu sefer ilk hedef Chicago Museum of Science and Industry (Bilim ve Sanayi Muzesi) oldu. Muze mutlaka gorulmeye deger. Ozellikle bilim kismi oldukca zengin. Bir de kacirdigima cok uzulmus oldugum "Body of Worlds" sergisi gittigimizde oradaydi ki, ayrica mutlu etti. Gercekten kacirdigima uzuldugum kadar varmis. Bu sergiyi ayrica bir yazi ile kacak cektigim fotograflariyla sonraya birakiyorum.

Son olarak sehirde belki de en turistik yer olan Navy Pier'e gittik. Eger yolunuz duser de vaktiniz olursa , donme dolaba mutlaka binilmeli. Kendisi bildigimiz donme dolap ancak Chicago'yu bir de bu acidan gormek cok guzel. Biz gittigimizde gunduz idi fakat gunbatiminda cok daha guzel olabilir.



Sehrin boylesine buyuk bir gole kiyisi olunca, oldukca sicak olan yaz aylarinda insanlara denizi aratmayacak bir sahil yapmayi da ihmal etmemisler tabii. Biz de giydik mayolarimizi yuruduk sahile dogru. Tarihin 4 Temmuz olmasinin da etkisiyle , parklardaki mangal/atletli ve yayilmis uyuyan babalar konsepti dikkatimizden kacmadi. Sahil de bir o kadar kalabalikti. Fakat o kadar sicakti ki biz kendimizi suya atmaktan alikoyamadik. Ta ki suyun dondurucu soguguyla karsilasip geri kacana dek! Evet , gol olmasi sebebiyle oldukca soguktu, biz de zaten cok kalabalik diyerek sehrin guzel caddelerine geri donduk :) Yine de su,kum,agaclar,gokdelenler,gokyuzu seklinde ilerleyen bir sehir gormek keyif vericiydi.

Buranin yemeklerini kesfettikce yine not duserim, ama keyifli olan bir sey de nehire kiyisi olan cafe/barlarda aksamustu soguk bir bira yudumlamak, soylemeden gecmeyelim.



Henuz gezip gormedigimiz cok yerler olsa da, biz bu sehri pek bi sevdik. Bakalim Eylul'de buralardan ayrilirken de boyle diyecek miyiz :)

10 Haziran 2011 Cuma

Ata Sporu Baseball!



Buralarda 2 gun once 40 dereceleri gorup ,beynimizi kaynatan sicakla karsilasinca yaz oldugu icin sevinmistim.Fakat bir gecede firtina geldi ve o 40li dereceler 10 dereceye dusuverdi. Biz yine sicaga hasret kaldik. Yapacak da cok fazla alternatifin olmadigi bir sehir oldugu icin, mac izlemek, hem de kanli canli sahada izlemek heyecanlandirdi bizi. Mac Milwaukee'de Miller Park'ta, NY Mets ile Milwaukee Brewers arasinda olacakti.
Daha once sadece filmlerde cocuklarin oynayip hirs yaptigi sahneler disinda hic baseball maci izlememistim. Ne yalan soyleyeyim hic de ilgimi cekmemisti. Dun aksam , kazaklarimizi (!) giyip ciktik yola. Ve aliskin olmadigimiz seyler yasadik :)
Stadin tabii ki kocaman bir otoparki vardi (arazi bol olunca sere serpe yasiyor insanoglu) ve otoparkin girisinde bir gorevli bir bilet vererek tam olarak park etmemiz gereken noktayi gosterdi. Oyle cikisa yakin koyalim, yok kapiya yakin olsun gibi seceneklerimiz yok,icerde de bir gorevli gel buraya parket sirayi bozma seklinde uyariyor zaten. Stada dogru giderken otoparkta irili ufakli gruplar halinde insanlar gorduk. Meger bu da rituelin bir parcasiymis. Adina da tailgating diyorlarmis. Insanlar araclarinin arkasinda, cogu zaman bagaj acilmis ve oraya ufaktan bir bar kurulmus sekilde mac oncesi birseyler yiyip iciyorlar.O kadar ki, bagajin arkasina monte edilmek uzere cesitli duzenekler satiliyor webde.


Biz bu duruma hazirliksiz yakalandigimiz icin direk stada yoneldik. Ekmek arasi yiyeceklerimizi ve biralarimizi alip koltuklarimiza dogru yuruduk. (Bu arada stadda yuruyen merdiven mi olur yaa diye de bir tepki verdigimizi es gecmemek gerek, ama evet vardi)

Normalde ustu acilabilen stad hava kosullari nedeniyle kapaliydi. 45bin kapasiteli stadda dun acikladiklarina gore 36bin kusur seyirci vardi. Yiyecegini ve birasini alanlar yerlesmeye baslamislardi ki oyunculari gorduk. Sahaya cikislari sonuk de olsa alkis aldi. Sonra biz arkadaslarimizdan oyunun kurallari hakkinda bilgi aliyorduk ki, oyun baslamis. Evet Alen'in uclusune asina bir neslin herhangi bir macin boylesine sessiz sedasiz baslamasina alismasi kolay olmayacakti belli ki!
Kurallari da pek kompleks olmayan oyunun ilk yarim saati yine de guzeldi. Kim nereye kostu, niye gitti, kac sayi oldu vs. derken gecti. Arada isabetsiz bir vurus topu tam da bizim oturdugumuz yere, bir arka siramiza gonderdi fakat kapanin elinde kaldigindan yetisemedik.
Sonra baktik ki bu oyun boyle suruuup gidiyor. Ve iste en can alici yorumumuz su oldu ; "Pantolonla oynanan mac mi olur zaten yeaa!". Oylesine sakin , oylesine duragan bir macti ki yarisina geldiginde etrafimizla sohbet eder, arada da maca bakar hale gelmistik. Zaten tam da bu yuzden her molada insanlari ayik tutacak bin turlu maymunluk bulmuslar. Surekli birilerini dev ekranda gostermeler ve onlarin sasirip el sallamasi , sosis kostumleri giymis maskotlara yaptirilan kosu yarislari , Harley Davidson gecisi (sonucta vatani tam da burasi, ama bir de araba gecti ona anlam veremedim) , minik minik havaifisekler (evet kapali stadda) , kac seyirci var, x isimli oyuncu sizce asagidaki muzik gruplarindan hangisinin konserine gitmek ister gibi anketler, gelenler arasinda dogumgunu,evlilik yildonumu olan seyircilerin dev ekrandan tebrik edilmesi , hediyeler, komiklikler sakalar.
Sonlara dogru ,yenilmekte olan Milwaukee Brewers taraftarlari, halen umutlari oldugunu, takimlarinin yaninda olduklarini gostermek icin tam 3 kere (!) "Let's Go Brewers!!" diye bagirdilar. Ve sanirim macin en atesli ani da oydu!
Bir de oyun sirasinda plankingci bir genc sahaya inip guvenlik gorevlilerinin enselenmesiyle disariya atilmasi oldukca alkis topladi.
Hasili, biz , hele ki stada gidip futbol maci izlemeyi cok ozlemisken, oldukca bunaldik :) Yine de anavataninda bir baseball maci izlemis olmaktan dolayi mutlu donduk evimize.
Darisi NBA maclarina :)





6 Haziran 2011 Pazartesi

Tasindik vol. bilmem kac :)




Evet , yine , yeniden :)
Yeni adresimiz Brookfield, Wisconsin. Henuz 1 hafta olmadi, kesif turlarindayiz. Eylule kadar da evimiz burasi.
Farkettik ki tasinma konusunda da profesyonellesmeye dogru gidiyoruz. Su anki evimize valizlerle girdikten sonra , herseyi yerlestirip salonda oturup tv izlemek arasinda gecen sure 2 saatten de azdi! Ayni hizi valiz yerlestirmede de gosterebiliyor, ideal "mutlaka yanimda olmasi gerekenler" valizine de her seferinde biraz daha yaklastigimizi hissediyorum. Biraz atarak, biraz alarak, bir kismini geride birakarak, bir kismina kiyamayip evde saklayarak o ideal valize de ulasacagimizi biliyorum. Zira esyaya,kiyafete verdigimiz degerin anlamsizligini her gecen gun daha da iyi farkediyorum. Sakladigimiz, gereksiz anlam yukledigimiz o kadar cok sey var ki!
Sanirim seyahatin ve cok tasinmanin ogrettigi en onemli ders de bu oldu.
Tabii acimasiz ekstra bagaj fiyatlarinin da etkisi yok degil! :)

Hersey bir yana , yeni yerler gormek, bilmedigimiz yerlerde yasamaya alismak, tam alismisken tekrar tasinmak konusunda hala heyecanliyiz. Tek sorun sevdiklerimizden uzakta kalmak. Onu da elimizden geldigince sanal misafirliklerle cozmeye calisiyoruz.

Amerika ile ilgili izlenimlerimiz cok yakinda gezi yazilariyla devam edecek :)


Subat 2002'den beri hep bir arada, hep yanyana , hep asik gecti gunlerimiz. Ve biz her sene ne kadar da cok zaman gectigine , bize sanki dun gibi geldigine sasiriyorduk. Simdi bir de evliligimizin yildonumu eklendi. Ve biz dun yine sasirdik, hayatimizin en guzel gunlerinden birinin ustunden tam 1 yil gectigine. Cunku dun gibiydi o gun yasadiklarimiz. Sabah bir heyecanla uyanip kuafore kosturmalar, butun gun okul cocugu heyecaniyla gezinmeler, dort bir yandan gelen arkadaslarin "biz vardik,aksama gorusuruz' telefonlari, gelinlik,damatlik, ayakkabi altina isim yazmalar. O gune gelene kadar planlanacak binlerce sey varken , bir tek gun icin hazirlik yapmak cok zevkliyken o gun zamanin cok da hizli gecmesi adil degildi sanki. O kadar akraba , o kadar dost bizim icin toplanmisti ve herkes mutluydu. Daha uzun surse de olurdu sanki.
Olsun. Mutlu oldukca hep boyle hizli gececek zaman biliyorum, gecsin.
Ve butun sevdiklerimiz de en az bizim kadar mutlu olsun.